İnancımı sorgulayanlarda inançsızlığın özünü görüyorum. Kendimi kime denk koşuyorum ve kim için yoruyorum ruhumu? Sahibi olduğumuz dünya özünde Şeytan’a mı ait, yoksa adaletli Tanrı’ya mı? Daha da önemlisi ben kime inanıyorum? Ben kimi kime yoruyorum. Acının özünde mutluluk vardır dedim yıllarca. Mutluluğun ilk adımıdır acı aynı zamanda. Tamamlarlar birbirlerini ve biri olmazsa diğeri hep eksiktir.
Biz Tanrı’ya inanırız. İnanır ve kabul ederiz. Oysa Şeytan’ı biliriz. Şeytan bu yüzden hep daha cezp edicidir. Şeytan sorgulanabilir, yargılanıp mahkûm edilebilir. Ve aralarında ki en büyük fark vade farkıdır. Tanrı bu dünyada çalışın der. Bu dünya da uyarsanız bana, oturabilirsiniz cennet tahtına. Vadelidir Tanrı’nın ödemesi. Tanrı hesabı mahşerde kapatır. Oysa Şeytan kurnazdır. Nakiti sever. Bu dünyada öder ona itaat etmenin ücretini. Ve hayat, yaşarken her zaman daha katlanılabilirdir. Her konuda demez miyiz: “Nakiti göreyim; öleyim.” Bu yüzden daha bir ikna edicidir. Bilgeler bilgesi.
Bu akşam onun fısıltılarını aşklara yoralım. Bakalım, şeytani bir aşkın varlığına, inanalım. Onun tohumunun anlattıklarıyla. Benim anlattıklarımla!
"Tanrıya inanmayan ateist, kadınlara inanmayan bilgedir.” dedi asiler asisi. Ve yolumdan saparsan görürsün acıların en beterini. Aptal olmak en büyük ihanettir Şeytan’a. Ve aşk aptal eder adamı bir kadın uğruna. Sorgulamadan kabul edersin, aptalca. Tanrıya inanır gibi, bağlanırsın O’na. Mutluluk vaad etti bize Şeytan. “Ama ya heyecanlı olacak, ya huzurlu; seç!” Aşk ikisinin arasında gider gelir. Ve hangisine yakındır bilemezsin. Hissetmeye çalıştıkça, bir yerde tıkanır, bitersin. Kadınlar her ikisini de ister. Ve her ikisinden de nefret eder. Huzurlu bir ilişki can sıkıcıdır, heyecanlı bir ilişki ise yorucu. Kadın, erkeğin bir yerde anlamasını ister, erkek anlamaya kadında karar vermeye çalışırken, her şey biter, gider.
Sevginin özü kötüdür. Bunu ben derim. Sevgilinin de özü kötüdür. Denklem basittir çünkü. “Seni seversem, beni acıtabilirsin.” Şimdi denklemi oluşturalım. Kısaca denklem: Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin. Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın. Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın. Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim. Sonuç: Seni seversem, beni acıtabilirsin.
“Öldün.” dedi Şeytan. Her canlıya nasip olmayanı tattın. “Öldün ve yeniden doğdun.” Sorgulamalarının yeniden başlaması ve bir çocuk gibi yeniden bir şeylere sarılman bundan. Ve tecrübelerin bir kez daha getirdiği bir sonuç: “Kimse eşit doğmaz.” Ama ben gördüm. Herkes eşit ölüyor. Sanırım şu an ölümün bildiğim en güzel yanı bu. Ve sevmenin ne ölümle ne yaşamla ne de yaşanabilir kılmakla bir ilgisi yok. “Ben öğrettim.” diye bağırdı ateşler içinde olan ve kulağıma eğildi: “Minnet edersen, itaat edersin. Aşkın içinde minnet vazgeçilmezdir. Yolumdan çıkma. Yolunu kaybedersin.”
İnançlarımla, kendimle ve seninle savaşıyorum bu gece. Bu gece tüm iyi niyetlerimi yargılayıp asıyorum. Bu son olsun diyorum. Yan yana gelelim, huzur dolalım. Sonra, belki yanağını sıkarım. İçelim, dolaşalım. Senden, benden konuşalım. Belki… Belki sonra biraz “Biz” den konuşuruz. Biraz susarız. Biraz sataşırız birbirimize, sonra yine susarız. Sonra sabah olur. Sonra belki herşey değişik olur. Belki Tanrı ile Şeytan bile buluşur. Sonra… Belki… “Sonra”lar bitmez. Hep “daha sonra”sını merak ederiz. Sonra belki bir gün geçmişe bakar: “Ee sonra?” deriz. Ben diyorum ki “Buradayım.”, sen diyorsun ki “Olacağım.”. Nerden bilebiliriz ki; bundan sonrasını… Ne demişti:
vaniköy'den suya atlardım çocukken
maskara akıntısı
çengelköy'de bırakırdı beni
yürüyerek eve dönerdim sonra.
...
hayattan başka ne bekleyebilir insan?
atlama cesareti en önce
koy verme bilgeliği
anaforların nirvanasındaki haz, coşku, heyecan ve delilik
kıyıya çıkacak kadar bir aklıbaşındalık ve usluluk
eve dönecek kadar bir sorumluluk ve çaba
ve huzur içinde bir uyku
öğleden sonra
evde.
yaşamak... bir akıntıya kendini kaptırmaktır.
düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
Biz Tanrı’ya inanırız. İnanır ve kabul ederiz. Oysa Şeytan’ı biliriz. Şeytan bu yüzden hep daha cezp edicidir. Şeytan sorgulanabilir, yargılanıp mahkûm edilebilir. Ve aralarında ki en büyük fark vade farkıdır. Tanrı bu dünyada çalışın der. Bu dünya da uyarsanız bana, oturabilirsiniz cennet tahtına. Vadelidir Tanrı’nın ödemesi. Tanrı hesabı mahşerde kapatır. Oysa Şeytan kurnazdır. Nakiti sever. Bu dünyada öder ona itaat etmenin ücretini. Ve hayat, yaşarken her zaman daha katlanılabilirdir. Her konuda demez miyiz: “Nakiti göreyim; öleyim.” Bu yüzden daha bir ikna edicidir. Bilgeler bilgesi.
Bu akşam onun fısıltılarını aşklara yoralım. Bakalım, şeytani bir aşkın varlığına, inanalım. Onun tohumunun anlattıklarıyla. Benim anlattıklarımla!
"Tanrıya inanmayan ateist, kadınlara inanmayan bilgedir.” dedi asiler asisi. Ve yolumdan saparsan görürsün acıların en beterini. Aptal olmak en büyük ihanettir Şeytan’a. Ve aşk aptal eder adamı bir kadın uğruna. Sorgulamadan kabul edersin, aptalca. Tanrıya inanır gibi, bağlanırsın O’na. Mutluluk vaad etti bize Şeytan. “Ama ya heyecanlı olacak, ya huzurlu; seç!” Aşk ikisinin arasında gider gelir. Ve hangisine yakındır bilemezsin. Hissetmeye çalıştıkça, bir yerde tıkanır, bitersin. Kadınlar her ikisini de ister. Ve her ikisinden de nefret eder. Huzurlu bir ilişki can sıkıcıdır, heyecanlı bir ilişki ise yorucu. Kadın, erkeğin bir yerde anlamasını ister, erkek anlamaya kadında karar vermeye çalışırken, her şey biter, gider.
Sevginin özü kötüdür. Bunu ben derim. Sevgilinin de özü kötüdür. Denklem basittir çünkü. “Seni seversem, beni acıtabilirsin.” Şimdi denklemi oluşturalım. Kısaca denklem: Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin. Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın. Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın. Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim. Sonuç: Seni seversem, beni acıtabilirsin.
“Öldün.” dedi Şeytan. Her canlıya nasip olmayanı tattın. “Öldün ve yeniden doğdun.” Sorgulamalarının yeniden başlaması ve bir çocuk gibi yeniden bir şeylere sarılman bundan. Ve tecrübelerin bir kez daha getirdiği bir sonuç: “Kimse eşit doğmaz.” Ama ben gördüm. Herkes eşit ölüyor. Sanırım şu an ölümün bildiğim en güzel yanı bu. Ve sevmenin ne ölümle ne yaşamla ne de yaşanabilir kılmakla bir ilgisi yok. “Ben öğrettim.” diye bağırdı ateşler içinde olan ve kulağıma eğildi: “Minnet edersen, itaat edersin. Aşkın içinde minnet vazgeçilmezdir. Yolumdan çıkma. Yolunu kaybedersin.”
İnançlarımla, kendimle ve seninle savaşıyorum bu gece. Bu gece tüm iyi niyetlerimi yargılayıp asıyorum. Bu son olsun diyorum. Yan yana gelelim, huzur dolalım. Sonra, belki yanağını sıkarım. İçelim, dolaşalım. Senden, benden konuşalım. Belki… Belki sonra biraz “Biz” den konuşuruz. Biraz susarız. Biraz sataşırız birbirimize, sonra yine susarız. Sonra sabah olur. Sonra belki herşey değişik olur. Belki Tanrı ile Şeytan bile buluşur. Sonra… Belki… “Sonra”lar bitmez. Hep “daha sonra”sını merak ederiz. Sonra belki bir gün geçmişe bakar: “Ee sonra?” deriz. Ben diyorum ki “Buradayım.”, sen diyorsun ki “Olacağım.”. Nerden bilebiliriz ki; bundan sonrasını… Ne demişti:
vaniköy'den suya atlardım çocukken
maskara akıntısı
çengelköy'de bırakırdı beni
yürüyerek eve dönerdim sonra.
...
hayattan başka ne bekleyebilir insan?
atlama cesareti en önce
koy verme bilgeliği
anaforların nirvanasındaki haz, coşku, heyecan ve delilik
kıyıya çıkacak kadar bir aklıbaşındalık ve usluluk
eve dönecek kadar bir sorumluluk ve çaba
ve huzur içinde bir uyku
öğleden sonra
evde.
yaşamak... bir akıntıya kendini kaptırmaktır.
düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder