21 Şubat 2012 Salı
Not
Deli olduğumu söylediler. Ama deliliğin, zekanın en üst düzeyindeki temsilcisi olup olmadığını, görkemli olan çoğu şeyin, ve derin olan herşeyin, hastalıklı düşüncelerden - sıradan aklı feda etmek pahasına yüceltilen ruh durumlarından fışkırarak çıkıp çıkmadığı sorusu hala yanıtlanabilmiş değil.
15 Şubat 2012 Çarşamba
Aşk mı?
Kendinizi aşabilmeniz, ‘hayat bu kadar değil’ demekle
olanaklı. ‘Peki ne kadar’ dediğiniz zaman serüvene girmeniz gerekir. Yani artık
keşfedilmemiş ülkelere, yelken açılmamış denizlere gideceksiniz. Ama orada
büyük fırtınalar, büyük canavarlar karşınıza çıkabilir ve yok olabilirsiniz.
İşte insan kendini güvence altına almaya çalıştığı anda
hesap yapıp, kendi kendini tüketmeye başlıyor. Bunu ikili insan ilişkilerinde
de görüyorsunuz. Dostlukların ve aşkın yaşanamamasının ardında da böyle küçük
hesaplar yatıyor.
-
Yoldan çıkmışlar, çıktıkları için çoktan
varmışlar’ diyorsunuz. Yola çıkmak için günlerce hazırlanamayanlara, ya yoldan
çıkarsam korkusuyla yolculuk yapamayanlara ne diyeceksiniz?-
Yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında
mutlu olurum. Televizyonu açarım ama seyretmem. Sesini dinlerim, duvarlara
bakıp öyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. Uykum gelince,
‘bu dünya düzelmez arkadaş’ deyip yatarım. ‘Bugün de kurtaramadık dünyayı ne
yapalım’ derim!
Örneğin Nietzsche, hayatı boyunca bunu anlattı. Ama
Nietzsche’yi okuyup karamsar olan adamlar var, onlara sopayla girişmek
istiyorum bazen. Adam demiş ki, ben bir enerji kaynağıyım. Benim insan gibi
insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya
çıkabilmesidir. Oysa yaşam buna izin vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda
kalıyoruz. Gerçi Freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş.
Biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki
insanlığı da bastırmışız. Hâlâ içimizdeki erotik enerjiyle ilişkimizde sakatlık
var. Erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir şey yaptığımızı
düşünüyoruz. Onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı, sanki hiç eros yokmuş
gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz.
İşte bütün bu kalıpların dışında felsefe; çözüm arayanların
değil, soru soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. Ne zaman ki şeytan sizi
alt eder, o zaman insan olduğunuzu anlarsınız.
Sevmenin büyük bir bilgelik gerektirdiğini düşünüyorum.
Herkesin birbirinden kolayca nefret ettiği, tiksindiği bir dünya düşünün. Bunu
bireyler arasındaki ikili ilişkilerden tutun da, uluslararası ilişkilerdeki
‘ben seni yerim, sen beni yersin’ gibi Hobbesçu bir dünya düzenini içinde
düşünün. Sevmenin anlamı büyük ölçüde kaybolmuş…
Elbette bu dünyada bilge insanlar var ama bilge toplumlar,
kültürler yok. Oysa bilge kültür ve toplumlara ihtiyacımız var. Maalesef
toplumlararası ilişkiler çok acımasızca, çok hesabi ve insana yakışmayacak
düzeyde birbirinin kuyusunu kazma ve birbirini bir tehdit olarak görme
doğrultusunda yürütülüyor.
Seviyorsak, yaşam enerjisini almada bir ayrıcalığımız var
demektir. Bu ayrıcalığımızı hayata yeniden ödemek zorundayızdır. Seviyorum,
demek ki borçluyum. Demek ki, bana bu sevgiyi olanaklı kılan hayata vermem
gerekenler var. Yılmadan. Korkmadan. Yan çizmeden. Kaçmadan.
Aşkta benim teorim şu; aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir
ama aynı zamanda kazanılması, edinilmesi gereken de bir şeydir. Emek ister.
Hormonu iyi salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir ama aşk
ayrı bir şey. Bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. Hıyarların, hamhalat
heriflerin işi değildir.
Diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş düşüyor ve
aşık oluyorum. Yok öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi? Ateş düştükten
sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz. Ateş düştükten sonra
o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen diyorsan, orada aşk yoktur.
Ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı, yaşadığımız kültürü anlamaya ve
dönüştürmeye çalışıyorsak, işte aşk odur. Bize insan olduğumuzu hatırlatır ve
büyük bir sorumluluk yükler.
Aşık olduğum zaman aklıma şu gelmeli; aşığım, demek ki
yapacak çok iş var. Yani sevgilimle pastanede buluşacağım veya bir arkadaşın
evine gidip yiyişeceğiz… Bu da yapılmalı tabi de, yalnız bunu yapıyorsanız aşk
falan yoktur. Yani burada, arkadaşın evine gittik, yiyiştik. Aşka giriş bile
yok, burada yiyiş var. Yani aşk, o yemekten aldığımız enerjiyle bir yere bir
ağaç dikebiliyorsak, bir insana yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar
okuyabiliyorsak ancak o zaman gereğini yerine getirdiğimiz şeydir.
Aşk eşittir sevgili değil! İki kişilik de değil, çok
kişiliktir aşk. Bütün dünyayı düşman belleyip, Leyla’yı sevmek değildir.
Leyla’da bütün insanlığı sevmektir.
13 Şubat 2012 Pazartesi
Doğum Günü Yazısı
Uyudum rüyamda..
Uyandım.seni düşündüm
Uyandım yine seni düşündüm
O sabahlarda
İki kez topladım yatağımızı
İki kez esnedim
İki kez yıkadım sefil ruhumun tenini
İki kez kuşandım medeni zırhlarımı
İki kez yedim ikişerden dört zeytini
İki kez yürüdüm yolları
İki kez saçmaladım sabahları, vapurda
İki kez dinledim şarkıları
İki kez kutladım doğum günümü
İki kez sustum
İki kez düşündüm doğum gününü
..
İkinci kez
Doğum günün kutlu olsun.
9 Şubat 2012 Perşembe
Kaybetmek?
Bir gün yine üşütmüştüm..
Hasta oluyorum..
Sabah yine kusarak uyandım...
Herkes saydırıyor tabii:
"Sıkı giyinsen bir şey olmayacak, çok içiyorsun, biraz yemek ye." onlarca cümle.
ben zaten yıllar önce kaybetmiştim aşkta. Annemle aramda ki yaşını farkını düşündükçe…
Hasta oluyorum..
Sabah yine kusarak uyandım...
Herkes saydırıyor tabii:
"Sıkı giyinsen bir şey olmayacak, çok içiyorsun, biraz yemek ye." onlarca cümle.
oysa bir gün herkes anlayacak!
bunun ince giyinmeyle, saçları kurutmamayla, cereyanda uyumayla, havanın derecesiyle, mevsimin farklılığıyla alakası yok!
sen yoksan ben üşütürüm.
o kadar.
Gerçi düşünüyorum da,
7 Şubat 2012 Salı
Sen söylemiştin, ben hiç sevmeyi bilmem ki..
Gelsene.
Valla sorun çıkarmayacağım. Çok şirin olacağım. Aynı
sevdiğin gibi. Saçlarımı da kestiririm. Kirli sakal bırakırım. Yüzünü de
kesmez. Doya doya sarılabilirim böylece.
Hadi be.
Ama gitmemecesine gel.
Sadece “gel” dedin, “geldim” de.
Dur ya, ne diyorum ben? Zaten geldin. Yanımda uyuyorsun.
Beraber uyuyoruz.
Öyleyse sarıl.
Valla itmeyeceğim, söz.
Hadi.
Bırakmamacasına sarıl.
Onu da yaptın değil mi?
Dur o zaman, başka bir şey bulmalıyım. Hiç sorunda yok kavga
çıkartacak. Ne yapsak ki acaba? Böyle mutlu, şirin – şebelek takılsak mı?
He?
Kağıt oynasak? Madonna geliyormuş, gidelim mi? Ama dur ona
daha çok var. Daha erken bir şey bulalım.
Eee şey yapalım. Şey işte.
Bulamadım ya. Off.
Neyse. Tamam. Bulunca ben seni arayacağım.
O zamana kadar yanaklarını sıarım.
O zamana kadar yanaklarını sıarım.
3 Şubat 2012 Cuma
Düşünüyorum...
düşünüyorum,öyleyse varım.oldukça makul.fakat bundan tam tersi bir sonuç,varolmadığım,bir düş olduğum sonucu da çıkar:düşünen bir adamı düşünüyorum.düşündüğümü bildiğim için ben varım.düşündüğünü bildiğim için düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum.böylece o da benim kadar gerçek oluyor.bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor.düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum.öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor.o gerçek ben ise düş oluyorum.
31 Ocak 2012 Salı
Maskeli Balo
Nesine göre ki kıymetin değeri? Yüreğin çömelir, eğilir
boynun. Değeri biçilir, kenara atılır. Kıymetin de çıkarı varsa… Çıkarın elide
dilenir. Her duada Tanrı bin azarladı. Ve bendim, her nazarda pay kapandım.
Zarlarım düşeşti. Eşti madem bu matem. Nedendir tanrı her dem, bu deprem? Bunca
yıkıcı darbe harbe motive etti. Gözümün önüne serdi derdi, ferd-i çıkarın alevi
sardı. Vardı her temelde tek emel. Yalancı dostu aldı karayel ardına ve herkes
maske takmış, suratı sarkmış, yüzünü asmış. Kaç kurtul, balonun kahramanı şeytan.
Bulamacın içindeki tüm yüzler isyanda. Ve değerin değeri kalmamış ve her yarışta
çıkarın adımı önde. Adımı koyarım, adımı saklarım derinde. Adımız hangi kelime,
anımız nerede? Hangi cehennemde yanıyor? Yanımız hep mi boştu? Kanımız kardeş
de oldu neyse…
Yaradan beni dünya arenasına soktuğunda tektim. Her nefesi
soluduğumda hep yektim. Bu ücralarda ben beni mi kaybettim? Ve düşman
kelimesinin anlamını arkadaş sıfatını taşıyanlardan öğrendim. İnsan, insanlığın
hocası durumunda, eli maşalı. Her gün başka derslerde karşımda bambaşka bir
hoca ve de her sınavda farklı notlar almanın psikolojisine adım attığımda
sanırım ilk okuldaydım. Yani çocuktum, yola çıkmış yeni yolcuydum. Ben bu yolda
çok mola verdim, muhabbete daldım, yolumu uzattım. Çok sima tanıdım, ima aldım.
Yüzleri aklıma kazıdım. Adı anıldığında “işte dostum” dedim, adım anıldığında “tanımam”
dedi. Taktı maskesini, yüzünü çevirdi ve sildi kalıcı tüm izleri. Geri
getiremedi zaman eskide kalan anı defterimi. Her sayfada düştü maskesi.
Şimdilerde gözümün içine bakan herkes çıkar peşinde. Takma ifadeler ardına
gizlenmiş tüm fesatlar, hesaplar.. Egoist sevgilerinde saklı rüyalarının
sayılarını… Maskelerinde gizlenmiş tüm yüz hatları, bir zaman selamladı bu
adamı. Ve bu adam unutmadı.
Yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun. Ortalıkta
görünen herkesin adı yabancı. Herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanı başımda,
tanımaz oldum yüzleri ve keşkelerle avunur oldum. Düşlerimde gördüğüm yüzüm
benim mi düşünür oldum. Onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına… Ve
burası hep yabancı, hep yalancı doldu.. Çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın
gideyim kendimi alıp.
26 Ocak 2012 Perşembe
Kim
That's daddy baby
Little sleepy head
Yesterday I changed your diaper
Wiped you and powdered you.
How did you get so big?
Can't believe it now your two
Baby you're so precious
Daddy's so proud of you
Sit down bitch
If you move again I'll beat the shit out of you
Don't make me wake this baby
She don't need to see what I'm about to do
Quit crying bitch, why do you always make me shout at you?
How could you?
Just leave me and love him out the blue
Oh, what's a matter Kim?
Am I too loud for you?
Too bad bitch, your gonna finally hear me out this time
At first, I'm like all right
You wanna throw me out? That's fine!
But not for him to take my place, are you out you're mind?
This couch, this TV, this whole house is mine!
How could you let him sleep in our bed?
Look at Kim
Look at your husband now!
(No!)
I said look at him!
He ain't so hot now is he?
Little punk!
(Why are you doing this?)
Shut the fuck up!
(You're drunk! You're never going to get away at this!)
You think I give a fuck!
Come on we're going for a ride bitch
(No!)
Sit up front
(Well I can't just leave Hailie alone, what if she wakes up?)
We'll be right back
Well I will you'll be in the trunk
So long, bitch you did me so wrong
I don't wanna go on
Living in this world without you
You really fucked me Kim
You really did a number on me
Never knew me cheating on you would come back to haunt me
But we was kids then Kim, I was only 18
That was years ago
I thought we wiped the slate clean
That's fucked up!
(I love you!)
Oh God my brain is racing
(I love you!)
What are you doing?
Change the station I hate this song!
Does this look like a big joke?
(No!)
There's a four year old boy lyin' dead with a slit throat
In your living room, ha-ha
What you think I'm kiddin' you?
You loved him didn't you?
(No!)
Bullshit you bitch don't fucking lie to me
What the fuck's this guy's problem on the side of me?
Fuck you asshole, yeah bite me
Kim, KIM!
Why don't you like me?
You think I'm ugly don't you
(It's not that!)
No you think I'm ugly
(Baby)
Get the fuck away from me, don't touch me
I HATE YOU! I HATE YOU!
I SWEAR TO GOD I HATE YOU
OH MY GOD I LOVE YOU
How the fuck could you do this to me?
(Sorry!)
How the fuck could you do this to me?
Come on get out
(I can't I'm scared)
I said get out bitch!
(Let go of my hair, please don't do this baby)
(Please I love you, look we can just take Hailie and leave)
Fuck you, you did this to us
You did it, it's your fault
Oh my God I'm crackin' up
Get a grip Marshall
Hey remember the time we went to Brian's party?
And you were like so drunk that you threw up all over Archie
That was funny wasn't it?
(Yes!)
That was funny wasn't it?
(Yes!)
See it all makes sense, doesn't it?
You and your husband have a fight
One of you tries to grab a knife
And during the struggle he accidentally gets his Adam's apple sliced
(No!)
And while this is goin' on
His son just woke up and he just walks in
She panics and he gets his throat cut
(Oh my God!)
So now they both dead and you slash your own throat
So now it's double homicide and suicide with no note
I should have known better when you started to act weird
We could've...HEY! Where you going? Get back here!
You can't run from me Kim
It's just us, nobody else!
You're only making this harder on yourself
Ha! Ha! Got'cha!
(Ahh!)
Ha! Go ahead yell!
Here I'll scream with you!
AH SOMEBODY HELP!
Don't you get it bitch, no one can hear you?
Now shut the fuck up and get what's comin to you
You were supposed to love me
NOW BLEED! BITCH BLEED!
BLEED! BITCH BLEED! BLEED!
23 Ocak 2012 Pazartesi
"E" is for loving almost everything that you do
"E" is for even if you want me to
Karanlık gecede mehtap gözlerimizi kamaştırıyordu. Ağaçtan ağaca ötüşen kuşların seslerini duyduk. Tozlu “Toprak” boyunca sürünerek ilerliyorduk. bir çift yalnızdık. "Hiç, önemli değil." dedik, hiçlik önemliydi aslında, yine de önemsemedik. Devam ettik. Uzun yıllar önce leoparlar tapınağa saldırıp kutsanmış şarapları içiyorlarmış. Bu sürekli yinelenince, sonunda önceden kestirilebilir bir nitelik kazanıp, ayinin bir parçası haline gelmiş. İşte böyleydik. Zorunlu kabullenmelerin, istem dışı söylenen “evet”lerin kurbanıydık. Zaten düşünmeyi hiç düşünmemiştik. Düşündüğümüzde çuvallıyorduk. Gerçi bir omuz ikimize de yeterdi ama olsun, öyle olmasın istedik.
Yaptığım en kötü aldatma hikayem şundan ibaretti. Yaklaşık bir buçuk ay önce bir arkadaşımla otururken:
-Üzülme Gökberk, her şey düzelecek.
+Her şey düzgün zaten.
diyalogu ile insanoğlunun en sevdiği ama zorlandığı şeyi başarabilmiştim. Kendini kandırmayı. Zaten hayat bir yerde mücadeleyi çoktan kazanmıştı. Bir kitapta okumuştum. Almanca da “sein” kelimesi iki anlama gelirmiş; “varolmak.” ve “onun olmak.”. Buna yorum yapanın alnına çakarım.
Çok uzatmadan size iki buçuk yıllık aşk hayatımı anlatmak istiyorum:
“Of dedi fare. Dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarları görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da öyle çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.” derken kedinin sesini duydu fare;
Kedi: “Öyleyse sen de yönünü değiştir.”
Hadi eyvallah.
5 Ocak 2012 Perşembe
A.
Ben sana aşık olmak istemiyorum ki. Başımı yaslayıp müzik dinleyebileceğim birini arıyorum. Sabahları yatağımda, döndüğüm de, yüzüme gülümseyen birini, sıkılmadan saatlerce konuşabileceğim birini. Gittiğimiz yerleri beraber keşfedebileceğim birini, elini tutmasam, sevişmesek bile olur. Tamam yalan söyledim. Olmaz. Gözlerime mutlulukla bakan birini arıyorum zaten ben. Beraber sarhoş olup, sokaklarda deli gibi bağıracağım birini. Geçmişimizi kıskanmadan, kahkahalarla eski aşklarımızı konuşacağım, aptallıklarıma benim kadar gülecek birini. Bütün günün sonunda, biten paramız yüzünden metrelerce yol yürüyeceğim, benle birlikte D&R ‘da saatlerini geçirecek, fısır fısır konuşmaya çalışacak, gittiğimiz Beşiktaş maçlarında sesimiz kısılıncaya kadar bağıracağım birini...
…
Wherever I May Roam’u “KB” de ezbere söylemiştik değil mi?
Yanda ki yatakta uyurken “Uyurken çok güzelsin.” demiştim değil mi?
Kaç saat bahsetmiştim sana kendimden, müzikten, Nietzsche’den, kızımdan.. Sende kedinden, Tifiti’den, kendinden… “KB” de, Nişantaşı’nda, Mecidiyeköy’de, Taksim’de?
“Neresi lan burası?” demiş miydim sana daha önce?
İlk gece.
Mat, kırmızı rujlu dudaklarınla, her gülümsediğin de, “Dur lan öpücem.” demelerim. O mutluluğu gözlerinde görmem.
İlk sarhoş olduğumuz geceyi hatırlıyor musun? Öpüşmeler. Ya ikincisini ? Karakolda sabahlamak zorunda kalışım?
“Aşık olunca, aptal oluyorum. Yüzde yüz aptal.” Hikayelerim. Çok gülmüştük. Senin de eşyalarını kapının önünden almak zorunda kalmana baya gülmüştük.
Nişantaşı’ndan sana yürümek zorunda kalmıştık, hatırlıyor musun? A’s Home !
D&R da kaç saat geçirmiştik City’s de kitaplara bakarken?
Bir tek Beşiktaş maçı kaldı sanırım. Malum lige ara verildi. Bunu da bir ara hallederiz. Sen şimdi yavaş yavaş hazırlan. Gözlüklerini tak, yanıma gel…
4 Ocak 2012 Çarşamba
De ki-
Gürültüler vardı - oysa tamamiyle sessiz olmalıydı. Değildi. Ama bomboştu - gürültü aralarından işitiliyordu boşluk. ,
Kafam gibi -
………………………..
Yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya çalışmanın süreci olacak doğumda, tam bağımlıydın; sonda, ölümde ise, -başarabilirsen- tam bağımsız olabileceksin. Ama, ikisinin (doğum ile ölümün) arasında, hep bir gelişme olacak yaşamın: bir 'ilerleme' değil; şu ya da bu yönde, bir gelişme...
Kendine yeterli olma, bağımsız olma yönünde ise, gelişmen, hep, başka kişilerle kurduğun ilişkilerin içinden geçerek yürüdüğün bir yol olacak.
Bağımsızlığın, bağımlılıklardan geçecek.
Yaşamını, ancak bağımlılıkların içinde bağımsız kılabilirsin -ki, yaşamı özgürleştirmen, onu, sürekli, bir yerlere bağlayıp, sonra, o yerlerden koparabilmen olsun.
Yaşam, kopmadan kurtulamaz - ama bağlanmadan da kopamaz. Yaşamında kurtuluş, hep, bağlanıp –kendini bağlayıp- sonra, hep, bağlarını koparman olacak.
-
Yaşamını birşey beklemeden yaşayacaksın.
Ne çok şey beklediğini biliyorsun; gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu); ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini, ne anlama geldiklerini -beklediğin, beklediklerin de,
birgün tutup gelirlerse, onların da ne ifade edeceklerini, ne anlama geleceklerini -
bilerek yaşayacaksın.
Ne beklediğini bilerek -ama, beklemeden- yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile birgün hiçbirzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek...
Yaşamın bir bekleme olacak - ama, beklemeden yaşayacaksın
-
Yaşamın yalnızca anlaşılamaz, bilinemez olmaklakalmayacak, yer yer, yaşanamaz hale de gelecek.
Garip, çelişkili yönelmelerinle, kendini öyle durumlara sokacaksın ki, içinden çıkılamaz bile değil, daha, içine girilemez bile olacaklar.
Yaşamdan ne istediğini bilememekle de kalmayacaksın - bakacaksın ki, ne olduğunu bilmediğin şeyler istemişsin; istediğinin ne olduğunu bilmeden de, ne olduğunu bilmediğin şeyler yapmışsın.
Çelişkili eylemlerinle hem kendini hem de ilişkide olduğun kişileri öyle durumlara sokmuş olacaksın ki, sen de onlar da, ne yapılabileceğini bilemediğiniz durumlarda kalacaksınız.
Anlaşılamaz, bilinemez, giderek, yaşanamaz bir yaşam yaşayacaksın -bunu, üstelik, ötekilere de yaşatacaksın.
Yaşam yaşanamaz olacak - senin için de, ötekiler için de...
Yaşamı yaşayamayacaksın-ız.
-
Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak. - ve, ilişkin olan, önem ve değer verdiğin kişilere, bunu anlatmak: Yaşamının, yaşadığın kadarıyla yalnızca senin yaşamın olduğunu; aynı şeyin onlar içinde geçerli olduğunu, ilişkide olmanın da bu temel gereksinimi engellemediğini,
engellememesi gerektiğini...
Ama anlatamayacaksın ki.. - Çünkü daha kendin bile gereğince anlamamış olacaksın bunu..
-
Yaşamında, şu bile olabilecek:-
Kendi bağımsızlaşma sürecin içindeki eylemlerinle, bir başka kişinin bağımlılık koşullarını kurabileceksin -bunu 'istemeden' yaptığını da tam olarak söyleyemeceksin, kendi kendine bile; o kişiye ise... -işte, ona söyleyebileceğin herhangi birşey, gene, aynı sonuca varacak!
Bu bile olabilecek..
-
Yaşamında, sevdiklerin -ve seni sevdiklerini söyleyenler- senin özlediğin ön-düşüncesiz, hazırlıksız, kendiliğinden, geldiği-gibi birlikteliğe hazır olsalardı, girebilselerdi, mesele olmazdı ki - ama değiller...
Hiç bulamayacaksın bir sevdiğini böyle - hiçbir sevdiğin de böyle olmayacak.
Hatalı olan, ya senin beklentin -
ya da - -
çek kuyruğunu!..
-
Yavaş yaşayacaksın - bir tür hayretle seyredeceksin yaşamının kendi önünde biçimlenişini; bir yandan da, bir garip yaşantı yoluyla, yaşamının zaten bu yönde
biçimleneceğini önceden bildiğin duygusunu duyacaksın.
Yavaş yavaş, şaşmaz adımlarla olacağına varacak yaşamın -sen de, hayretle seyrederken onun oluşumunu, bileceksin ki, zaten, böyle olacaktı işte..
Yaşamını, hayretle, bileceksin.
-
Yaşamın en küçük şeyleri bile bakım ister: ufak ayarlamalar,düzenlemeler,onarımlar...
Ya büyük şeyleri?... -Yaşamın büyük şeyleri yoktur ki; yaşamın herşeyi küçüktür, ufacıktır, ayrıntıdır.
-
Ve son olarak –
En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi?
Düşer...
2 Ocak 2012 Pazartesi
Geceden kalma viski şişesinin kokusuyla uyandım.
Keskin.
Son kalan yudumu içtim.
Sarı sarı kustum lavaboya.
Sonra meltem aradı
eve çağırdım
seviştik
ağzına falan işte
Ama canım sıkıldı.
Meltem gitti
ve yine yalnızım
bir viski şişesi ve bir paket sigara daha açtım
reklam müziğini yetiştirmem gerekti
aradım, süreyi uzattım.
Sonra işedim
yine canım sıkıldı.
bu sefer özlem'i çağırdım
onun da götüne boşaldım
bu sıralar çok sık sevişiyorum
ama yine de
yalnız hissediyorum
viski bitti.
Markete gidiyorum.
Çünkü orada.
rafta ve geleneksel.
İçki güzel şeydir.
günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı
her şeyin aynı olmasından
kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır
sanırım içmek
ertesi sabah
tekrar hayata dönülebilen
ve her gün tekrarlanabilen
bir intihar biçimidir.
Bu Bir Yeni Yıl Yazısıdır.
(Dulce Pontes - Fado Mae)
Ne güzel bir hava, ne güzel bir mekan...
Merhaba...
Bendeniz Gökberk Başdan. Kötü adam.
Evet ta kendisi, işte o benim
Boş oda, bom boş bom boş bom boş...
Boş oda, bom boş bom boş bom boş...
Anlat...
-mak lazım.
Anlatmam lazım. Anlatmalıyım her zaman.
Bu benim hayatım!
...
"Kesin mi?"
...
Derdim kadar olsaydı kuvvetim, benimle başedemezdi kasvetim. Söyleyin, kendini iyi ve zeki bilen kötülere ne yarar ki benim iyiliğim? Geçmiş yıllara yazılar yazmak en kolayı. Çok mu önemli ikili yaşanmış maziler? Azimle unutup, sadakatle gelecekten emin olmayacak mıyız hepimiz? Başta zor gelir adım atılmış her yol, biliyorsun. En iyi sen biliyorsun. Aynam karşımda yine. Sahne de olduğu gibi. Yatağımın karşısında olduğu gibi. Evet, ayna; en iyi sen biliyorsun.
Ben Yay'ım. Haddini bildirmeliyim ölüm okuna kafa tutan kalkanlara. Öyle yaptım. Yaptıklarından sebep, yapacaklarına hazırlıklıyım. İçime şeytanı sokmadım hiç. "İçinde şeytan himayedeyse, o sen değilsin o an demek" demiş Mevlana. Ne güzel demiş.
Şarkıların, şiirlerin ve anlatılan hikayelerin bile bir sonu var. Ve beni bilirsin, ben çok güzel bir filmi, sırf bitecek diye sonuna kadar izleyemem. Bir çok şarkıyı çalarken, yarıda bırakmam gibi. Güzel olan her şey ile sorunum var, senin gibi. Beki hiç bir zaman anlamayacaksın. Çünkü bahsettiğim bu derinlik hiç bir denizde yok. Ama sakin ol artık, yumruklarımın içi boş, korkma, yakmaz canını.
...
"Pollyanna, kalpazan bir kahraman."
...
(Jastar - Amenge Dur)
Koca bir yılı özetler bazen saniyeler içinde söylenen cümleler. Hatta sen o cümleleri tekrar edersin içinde. Ama sırf biri söylediğin de kıymete biner o cümleler. Cümle gibi ismi olan bir kız gelir, "Sevdiğini tüm dünya bilsin istiyordun, şimdi sevmediğini tüm dünya bilsin istiyorsun." der ve gider. Sonra, dünyanın en saçma tanışma diyalogları ile tanıştığın bir adam gelir, "Bende oldum, herkes yanlış insana bir kere aşık olur. Yeni yıl karşımıza doğru düzgün insanlar çıkarsın." der. Samimiyetlerini sorgulamazsın, gerçeklikleri su götürmezdir çünkü. Zaten sende samimiyetini asalı çok olmuştur, İstanbul sınırları içinde bir yerlere.
...
"Daha filmi anlatmadan ağlarsın, sen nasıl bir insansın?"
...
Her kuş kanadının kıymetini, kanadı yanınca anlar. Çektiğim duvarlar bundandı. Etrafıma kurduğum set, kanatlarıma dokunulmasın diyeydi. Başka bir sebebi yoktu. Ama ben o duvarları yıktım. İlk başta sanki başım döndü, sanki başım öldü. Ama geçti. Ateşe verdim her şeyi. Ağır ağır yürüyorum. Ateş içimden çıktı, artık ben ateşten geçiyorum. Artık sevmiyorum.
...
"Çektiğin dert, dilinden."
...
(Silent Hill 2 - Theme of Laura Reprise)
Çok kavga izim var benim. Görünen dikişlerimin yanında, görünmeyen yaralarım var, kendimle olan mücadelemden. Üç yerimden bıçakladılar, azami hırs yaptım hayata karşı, bende kendimi bıçakladım. Vücudumdan akan tüm saçmalıklar, bu deliklerden. Herkes sonradan hatırlar, seninde kilitlemeyi unuttuğun kapıları, sonradan hatırlaman gibi. Hatırlayacaksın sonradan, yaptıklarını. Ak defter, kara saçla geldin; ak saç, kara defterle gidiyorsun.
...
"Ölürayak bir şarkı yaptım ikimize. Selam söyle dudaklarından uçan kelebeklere."
...
(Chopin - Valentina Igoshina - Nocturne in C Minor)
Ben suçlu değilim. Geçen zaman ve duygular kendini öldürür.
(Kate Price - So Ghostly Then The Girl Came In)
Şarkıların, şiirlerin ve anlatılan hikayelerin bile bir sonu var. Ve beni bilirsin, ben çok güzel bir filmi, sırf bitecek diye sonuna kadar izleyemem. Bir çok şarkıyı çalarken, yarıda bırakmam gibi. Güzel olan her şey ile sorunum var, senin gibi. Beki hiç bir zaman anlamayacaksın. Çünkü bahsettiğim bu derinlik hiç bir denizde yok. Ama sakin ol artık, yumruklarımın içi boş, korkma, yakmaz canını.
...
"Pollyanna, kalpazan bir kahraman."
...
(Jastar - Amenge Dur)
Koca bir yılı özetler bazen saniyeler içinde söylenen cümleler. Hatta sen o cümleleri tekrar edersin içinde. Ama sırf biri söylediğin de kıymete biner o cümleler. Cümle gibi ismi olan bir kız gelir, "Sevdiğini tüm dünya bilsin istiyordun, şimdi sevmediğini tüm dünya bilsin istiyorsun." der ve gider. Sonra, dünyanın en saçma tanışma diyalogları ile tanıştığın bir adam gelir, "Bende oldum, herkes yanlış insana bir kere aşık olur. Yeni yıl karşımıza doğru düzgün insanlar çıkarsın." der. Samimiyetlerini sorgulamazsın, gerçeklikleri su götürmezdir çünkü. Zaten sende samimiyetini asalı çok olmuştur, İstanbul sınırları içinde bir yerlere.
...
"Daha filmi anlatmadan ağlarsın, sen nasıl bir insansın?"
...
Her kuş kanadının kıymetini, kanadı yanınca anlar. Çektiğim duvarlar bundandı. Etrafıma kurduğum set, kanatlarıma dokunulmasın diyeydi. Başka bir sebebi yoktu. Ama ben o duvarları yıktım. İlk başta sanki başım döndü, sanki başım öldü. Ama geçti. Ateşe verdim her şeyi. Ağır ağır yürüyorum. Ateş içimden çıktı, artık ben ateşten geçiyorum. Artık sevmiyorum.
...
"Çektiğin dert, dilinden."
...
(Silent Hill 2 - Theme of Laura Reprise)
Çok kavga izim var benim. Görünen dikişlerimin yanında, görünmeyen yaralarım var, kendimle olan mücadelemden. Üç yerimden bıçakladılar, azami hırs yaptım hayata karşı, bende kendimi bıçakladım. Vücudumdan akan tüm saçmalıklar, bu deliklerden. Herkes sonradan hatırlar, seninde kilitlemeyi unuttuğun kapıları, sonradan hatırlaman gibi. Hatırlayacaksın sonradan, yaptıklarını. Ak defter, kara saçla geldin; ak saç, kara defterle gidiyorsun.
...
"Ölürayak bir şarkı yaptım ikimize. Selam söyle dudaklarından uçan kelebeklere."
...
Gökteki yolları yeryüzündekilerden daha iyi bilen yok mu? Karnımız teveccühe bu kadar tok mu? Ben açım. Açtım, aç kalbimi, al saç içine danelerini. Senin cüretine feryat gerek. Cesaret cehaletten kaynaklanır. Kediyi merakı, insanı hırsı öldürür. Dünya senle kalsa, sen onunla kalamazsın. Çıkmadan sen dünyadan, çıkar sevgisi iç taraflarından.
Dinle bak ne diyorum.
Eğer ki gönlün benimle olursa Yemen'de bile olsan yanımdasın. Eğer ki gönlün benimle değilse yanımda bile olsan uzaktasın. Fani olanı ver ki, baki olanı alasın. Al kibir kibritini, ateşle. Yak beni ve söv bana. Denize düşünce sarıl iblisin kahpe yılanlarına. Benden selam söyle benden kalan hüsranlarına. Pudra sür tokatlarımdan haşlanan yanaklarına.
...
"En rahat anımın 'Kalk, yerine yat!' ı gibisin. "
...
(Chopin - Valentina Igoshina - Nocturne in C Minor)
Çığlıkların hakimiyetindeki bu haykırışlar aleminde, kaç dizeyle tanımı yapılacaktır mutluluk senaryolarının? Aklımı alsın şeytanım, alaca bir karanlık çarşafın. Vur desem de öldürme, geri kalanlar sağlarım...
Sağlık olsun, günler bana kırmızı güller getiremez oldu. Sanki mahkumum ve arada birse sorgunum. Ve bazı bazı kendimle şebekleşen bir maymunum. Benim modum nedir?
Salla… Durum ne olursa olsun.
Ah çocuk ne seyredersin olan bitenleri, ölmemeli umutların. Gel ve elimi tut! Ben bir yarınım kapını kapama, tek dayanmaz hiç bir bünye yaşama. Kapalı kutu da güneşi görmek ister,
Aç kapılarını!
Onca yıldır yalnızım, dostum postum yüzdü geçti. Onca gündür gamsızım, bir tek cümle yetemedi. Ve bunca kadere dargınım, nerde kötü gün yardımım? Gençliğimde bir kareydi, pek tabi ki bir kereydi. Ben ve bedenim yaşlanırken vakte hiç de aldırmazdık. Şimdi kimse yok yanımda ''Gökberk'' 25 adım. Söyle Allah’ın yanında kaç kavgaya karıştın? Sen de gencecik satırbaşıydın başını satırla kesti hırsların.
...
"Beni bir solukta çek içine...
Vaktim nakit. Her dakikam değerli.
Ben bu zamanın bekçisiyim ve benden razıdır başında beklediklerim.
Dosta ve de düşmanadır iyi dileklerim.
Ben ne yazmışım, ne kışmışım.
Uykumda mışıl mışılım.
Ama bak gözlerime ışıl ışılım.
Ayın on dördünden nuru çalmışım.
Gelecek çılgınlıklar zincirlemesiydi bir zamanlar benim için.
Geçmiş göz yağmurlarımı biriktirdiğim sürahi.
Kader verdi sevgilimi,
Kabullendim vallahi...
İnanmak parça pinçik.
Güvenmek yarım adam, tımarlı hastanem tek yataklık,
Son suçum psikopatlık!
Haddini aşan alçak yaltaklık.
Bir bakireden beklenmeyecek sürpriz kaltaklık!
Yetti canıma sarraflık.
Sonradan anlarsın bu yaptığın aptallık
Ah var ya o saflık, belki senide eder aflık.
Bu maç, bu savaş, bu sevgi tek taraflık.
Gamzelerimin çukurlarına düşer sağanak, göz yağmurum ılık ılık.
İlişkiler cıvık arkadaşım.
Her balık oltalık.
‘En güzeli çocukluktu sahip olduğum sıska vücuttu
Bu çocuğun hayatı ya Rock’tı ya Hip – Hop’tu.'
Off...Etti cana tak malesef yok çaresi yalnızlığın
Sen ve koparamadığın halatların yeter artık nazlandığın
Ağlama kıyamam ıslanır buklelerin
Aklına geldikçe uktelerin
Zaman makası ipleri keser sona kaç var
Pişmanlık için çok geç ama kabus için henüz erken..."
...
"A. ve Z. ve R. ve A." ahalime son mektubum olsun gerekirse. Ölü cevaplar kırgın sorular ardına ünlem olsun, gereğimse. Pimi zedeli kulağımdan yüreğime varan derin acılar, sancılar. Bir gaddar, dar vicdanına balta saplar. İfadeleri somurtlaştıran kırgın diyaloglar, beynimin ortasında ateş yakar. Kalbim iltihap salgılar, tansiyon düşe kalkar. Her acıda sevgim mikrop kapar.
Solunum yollarım hasarlı, nikotin komasında ciğerin akı. Gayrete mecbur edilen ben için yaşam kabirden selamlı. İltihaplı kinlerim, ağrılarıma hap bulun. Sancılar yoğun, matiz. Bir duble içkim olsun. Salağa yattım uyuya kaldım, ikincilere tövbeliydim. Aslında kendi elimin kiriydim, kendi lekemi çözemedim.
Aynalarınızın yansımaları gözlerimi kamaştırmakta. Aklım karmakarışıklaşmakta. Şeytan en güzel sözleriyle sırnaşmakta. Yaşlı çocuk telaşta, göçebe aşklarınızın hatıraları duvarlarda.
Dudaklarım yalpalar, tekerrür kapını ısrarla çalar. Aç ya da açma en iyi sen bilirsin. Unutma, her kapıyı açar elbet çilingir.
Hayat arabamla 2012 mil, kulaklarımda hep aynı şiir.
...
"Kesin."
...
Ben suçlu değilim. Geçen zaman ve duygular kendini öldürür.
(Kate Price - So Ghostly Then The Girl Came In)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

