1.1.2011
“Size bir hikâye anlatayım ister misiniz? 11 yaşındayken mahalledeki bir plakçıya giderdim. Orda çalışan biri vardı ve o benim ne sevdiğimi bilirdi. Ve bir gün bana bir albüm vermişti. Eve götürüp pikaba taktım ve anında nefret ettim. Yani gerçekten nefret ettim. Sadece anlayamıyordum. Bu yüzden tekrar çaldım, tekrar çaldım, sonra tekrar çaldım. Sonunda fark ettim ki; çalmadan duramaz olmuşum. O notaları dinleyip duruyordum. O gün şunu anladım; hayatım boyunca yapmak istediğim şey işte buydu. Anladın mı? Müzik yapmak...”
1.2.2011
Ben büyüdüm, bölündüm.
Kendimi onlarla bölüştüm.
Ayrılmış parçalarımla tek tek görüştüm.
1.3.2011
Hapse teslim edilen huzurun gırtlağını, ben kestim!
1.4.2011
Anlamaktı zor olan, kolaya kaçmak alınmaktı her şeye.
1.5.2011
Bak kocaman kirpikli Gökberk mutsuz. Her şey tatsız tuzsuz.
Hâlim biraz huysuz, yaptıkların mahsus.
Çünkü bildiklerin, bana mahsus!
Budala kuş,
Bu dala konma da, nereye uçuşursan, uçuş.
1.6.2011
İçinde ben ve benden bozma yansımalar,
Ben ve benden sızma hakiki gözyaşı var lan.
1.7.2011
Yaşananlara şahidimiz şems ve ay.
1.8.2011
Bir kulaç daha atsam, karadayım.
1.9.2011
Cevapların olmalı, çünkü sorularım vardı.
Her kekelediğinde yalan sinyallerin yandı.
1.10.2011
Yaşama karşı çocuklaşırken ilerler yaşım.
1.11.2011
Eteğini indirmek istediğin için hayat fahişe sana göre.
1.12.2011
Sen,
İstanbul'u bacaklarının arasına almışsın.
Aferin!
Helal olsun, işi kapmışsın.
“Acımasızca geçip giden zamandan, geriye kalan sadece yalnızlıklarımızdır.”
Yaşlanan bir gün bugün. Bavulu topluyor ve son vedası tıpkı dün gibi, köşeye çekilip ağlıyor. Bense yarına penceremden bakma gafletindeyim, gözlerim dolu ve ellerim tutuklu yüzüme.
Dudaklarım kilitli, hoşçakal bugün!
Sen de yolcusun, dünlerimde sorgusun ve 24lük yorgunsun.
Git de dinlen gidenlerle, yarınım kapıda bekliyor ve son veda zamanı.
Bu siyah saçlarımda saçlarım da saklı kar beyaz ve gözlerimde hep telaş. Panik, silik resimler ortasında bir küçük çocuktum. Hep konuktu başka gün ve çok soğuktu her geçen dün. Tıpkı sen gibiydi, giden o eski dünler. Geçmişin karanlığında, anılarımdı onlar. Bense bulamaz oldum onları hep selam gönderdim geride kalana, kanıtım yoktu yarına, yolcularımla ağladım, hiç misafir olmamıştı kimse; bunu, ben anladım. Sonbaharda katil oldu rüzgârlar, öldü tüm yapraklar. Yağmur aldı, gözyaşı ve rüzgâr oldu ruhlar, estiler yavaşça. Sen misali ağlamıştı, her dünüm usulca.
Aynalarda buğulu yüzümü göremez oldum. Ve iyimserlik mateminde sarı gül tuttum. Hayallerim yok oldu. Koyduğum yerde yoktu hiçbiri. Tek yabancı bendim evde. Ve bir yalancı mumdu doğan güneş. Solan gülümdü, talan sonuydu, kalan resimdi, bir vesikalık gülen çocuktum. Yüzüme bakarak ağladım, yüzleşirken kendimle, hıçkırıklarımla savaşır oldum, ertelendim yarına.
Reddedildim!
Gideni yolcu etti gözlerim ve gelene merhaba dedi bu kimsesiz dilim. Ortalarda gezinen oldu dilenci ellerim. Bu son demiydi sonbaharın, son yaprağında, son gülümsemek ki nefesi son çekişti içime, sonbahardı. Güz ağırdı, gün üzeri bir tebessüm etti yüz. Saklı kaldı her düşende kırılan onca göçebe his. Biz dünden olma, yarına varma garibeyiz.
Dudaklarım kilitli, hoşçakal bugün!
Sen de yolcusun, dünlerimde sorgusun ve 24lük yorgunsun.
Git de dinlen gidenlerle, yarınım kapıda bekliyor ve son veda zamanı.
“Yalnızlık ömrüm boyuncu tanımadığım bir yabancıydı. Onunla şimdilerde beraber uyanıyoruz. Her yeni güne iki yalnız şarkılar yazıyoruz. Yorgunuz çok yorgunuz.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder