26 Aralık 2011 Pazartesi

Seans 5 - Olmaz

+Bir daha geleceğini tahmin etmiyordum ?
-Neden?
+Bilmem. Bir anda kayboldun ortadan ve sonra Azra diye bir kızla ortaya çıktın. Telefonlarıma cevap vermedin. Giderken, en son aşık oluyorum demiştin? Ama sadece sen vardın.
-Saldım yaralı balıkları, misinam çok gergin. İçimden ayrılık şarkıları besteledim ve söyledim.
+Hazır mısın?
-Gidenlerin adımlarını saydım, artık gelene merhaba demeliyim. Ve kimsesi olmalı şu kimsesiz dilimin. Gidenlerin hepsi artık defolup gitmeli ve rahat uyumalı. Kalanlarımla değil gelenlerimle mutlu olmak istiyorum. Hak ettiğimi düşündüğüm de 25 yılın sonunda, sonuçlar hiçte adil değil. Babamla konuşuyorduk doğum günümde, yanımdaydın, “24 yıl neler getirdi, sen hala benim oğlumsun ve sakın bir daha ben ölmeden ölme. Zira herkese dayanırım ama sana dayanamam.” dedi. Ama ben babama “24 yıl benden neler götürdü baba? Bunu düşündün mü hiç?” diyemedim. Karanlıkta aylak aylak dolaşırken mutsuzlarla, aradım ben ışığı. İnsan farklı bir hale geliyor ve gerçekçi oluyor biliyor musun, yaşarken ölünce.
+Anı yaşayan sen, zamanı durduramadığın anda yine kaçacaksın, dişlerini kıracaksın, yumruklarını sıkıp tırnaklarını kıramayacaksın.
-Kocaman bir adamım ben. Aklımda o dört rakam. 1987. 24’ler, 60’lar, 365’ler, 12 ve 52’ler. Hayat dramatik bir matematik. Artık anlıyorum, yaşamalıyım.
+Ruhun hala iki büklüm. Hala kendini hor görüyorsun. Bilmiyorum mu zannediyorsun? Yelkovan’ı okumadım mı zannediyorsun?
-Bende onu diyorum işte. An geldi, işte o an. Vazgeçiyor akrep ve duruyor yelkovan. İnsafa geliyorum, kendime karşı.
+Eskiden beri özlediklerinden ama şu ana kadar kavuşamadıklarından direnci ve inancı kırılan bir insansın sen.
-Yani?
+Zamandan dost olmaz Gökberk. Bazı anlar bazıları seni senden daha iyi anlar. Ama çoğu zaman seni “sen” gibi anlamayacaklar.
-Anlamasın. Sadece beni bir solukta çeksin içine. Kırmızı, mat, solgun dudaklarıyla…
+Sonradan anlarsın bu yaptığın aptallık!
-Gelecek, çılgınlıklar zincirlemesiydi benim için. Geçmiş, göz yağmurlarımı biriktirdiğim sürahi. Kader verdi, bende kabullendim vallahi.
+Gökberk, dalga geçmeyi bırak ve bana doğru düzgün cevap ver. Şu anda şiirimsi sözlerle beni gayet ti’ye aldığını anlayabiliyorum. Çünkü seni sen gibi tanıyorum. Ve sen her kadına şiirler, şarkılar yazamazsın.
-Sana bir hikaye anlatayım: “Bir adam çok sevdiği bir kadına şiirler yazıyormuş. Sonra o kadın ansızın onu terk etmiş. Adam kadının ardından şiirler yazmaya devam etmiş. Daha çok yazmış. Ve günün birinde çok ünlü bir şair olmuş. Yıllar sonra kadının yaşadığı kente gitmiş ve büyük bir şiir dinletisi sunmuş. Dinleti bittiğinde kadın kolunda kocası ile çıkışa gelmiş ve adama ''merhaba'' demiş. Adam ona sıradan bir insana bakar gibi bakmış. Kadın,''beni tanıdın mı ''demiş. Adam, ''hayır tanımadım'' demiş.''Nasıl tanımazsın! Uğruna şiirler yazdığın kadınım ben. Seni şair yapan kadın'' demiş kadın. Adam kadının gözlerine bakmış ve şöyle demiş: ''Keramet sende olsaydı, kolundaki adam da şair olurdu...''
+Eee…
-Yani Zeynepçim keramet Gülşah’ta, Melisa’da, Elif’te ya da ikinci Elif’te olsaydı, hayatlarına giren her adam öyle olurdu. Ben bunları arzulamanın kendisine yazıyorum, arzulanana ya da kadınların kendisine değil. Sana yazdığım yazıyı da o yüzden çok sahiplenme.
+Sanırım artık gitmelisin? Çünkü herkesten topladığın parçalar seni bir bütün yapmaya yetmeyecek.
-Gidiyorum zaten. Peşin ödemiş olduğumuz seanslarım bitti.
+Hoşçakal Gökberk!
-Hoşçakal?
+Bir daha görüşmeyeceğiz.
-Bak, bir yıldız kayıyor. İyi gü…
+Gökberk, şarap, yarım kaldı.
-Ben şarabı hiç sevmem zaten. İyi günler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder