3 Aralık 2011 Cumartesi

Seans - 1

+Dinliyorum.
-Konuşmuyorum ki.
+Anlatmak için burada değil misin?
-Aslında istediğim tam tersi. Susabilmek için buradayım.
+Sanırım başardık, ne dersin?
-Kafamın içini kastetmiştim. Beynimin tam ortasını.
+Ne var orada?
-Paranoya. Şüphe.
+Ne ile ilgili?
-Herkesle. Dünya da olan biten her şeyi o anda bilmek istiyorum sanki. Hayatıma girmiş, çıkmış olan herkesi, her şeyi. Sadece duygusal anlamda değil. Bilemeyince kafamın içinde kuruyorum, yüzlerce, binlerce şey kuruyorum.
+Ne zamandan beri?
-Doğduğumdan beri. Ama son3-4 aydır daha fazla. Sürekli konuşuyorum kendimle. Sürekli bir şeylere cevaplar bulmaya çalışıyorum. Cevapların pozitif ya da negatif olması önemli değil. Sadece cevap.
+Bulabiliyor musun?
-Bulamazsam soruyorum. Cevaplarını alabileceğim kişilere.
+Cevap veriyorlar mı peki?
-Çoğu zaman.
+İnanıyor musun?
-İnanmıyorum. Sadece soruyorum. Az önce de söylediğim gibi. Cevabın ne olduğunun bir önemi yok.
+Peki şüphe?
-Kendimden.
+Nasıl?
-Eskiden ayna da kendimi hiç beğenmezdim. Şimdi çok beğeniyorum.
+Bu kötü bir şey mi?
-Kendimden uzaklaşıyorum demek ki…
+Peki, bu seni nasıl bir şüpheye itiyor?
-Ya bir gün hiç kendime dönemezsem? En rahat anımın "kalk yerine yat"ı gibiyim, öyle hissediyorum.
+Umudunu kaybetmiş gibi konuşuyorsun, çoktan kendin olamamayı kabul etmiş gibi?
-Sorun çatlak dudaklarım. Şu çıkan sözlere bakın. İyice delirdiler. Sanki ben konuşmuyormuşum gibi.
+Mutsuz hissediyorsun?
-“Mutluluk, diyordu adam. Her konuda tekrara düşecek kadar rahat olmak.” demiş Cemal Süreyya. Bense hayatımın çok büyük bir bölümünü tekrar yaşamak istemem. En güzel anılarımı bile feda ederim, tekrar dünyaya gelip yaşamamak için o zamanları.
+Akıllıca cevaplar veriyorsun, kendini tanıyorsun ve aslında bunu da sorun olarak görüyorsun. Yaşadığın her kötü olayı kendine bağladın. Hataların hepsini “Ben yaptım!” diye dolaştın. Öyle değil mi?
-Bilmiyorum. Bunu bile düşünmek istemiyorum. Ne istiyorum, biliyor musunuz? Hani filmin tam ortasında uyuyakalırsın ya? İşte onu istiyorum. Sonra kalkıp, “Uyumuşum ya, ne oldu filmde?” diye sormak istiyorum birine.
+Öyle biri var mı?
-Yok.
+Yalnızsında öyleyse?
-Geceleri uyuyamayacak kadar, bazen. Gözlerim acıyor.
+Masalı kim okurdu eskiden?
-Bunu konuşmak istemiyorum.
+Belki de tetiklenen tüm duyguların, hareketlerin temeli bu konudur?
-Temeli sarsmayalım, bina üstüme yıkılmasın.
+Hiç aldatıldın mı?
-Evet.
+Peki, aldattın mı?
-Evet.
+Sırası?
-Aldattım, aldatıldım, aldattım ve yine aldattım.
+Aldatılmanın acısını tadan biri, aynı acıyı herhangi birine yaşatmayı göze alabiliyorsa, ben ondan korkarım.
-Sende aldatılmışsın sanırım?
+Bir kez.
-Ölümün olduğu dünya da daha ciddi ne olabilir ki? Boş ver.
+Yaşadığın ağır bir acıyı başkasına yaşatabilecek kadar acımasızsın?
-Yaparken düşünmedim hiç. Sadece yaptım. Her şeyi. Biraz meraklıyımdır. Düşünmeye başladığımda, çoktan kaybetmiş olduğumu fark ediyorum…
+Ama geç oluyor?
-Şimdi de çok düşünüyorum.
+Yaşadığın evden, işinden, hayatından memnunsuzluğunun bu kadar artmasının tek bir sebebi olamaz?
-Sebep benim diyorum. Bu durumda bana ait her şey giriyor bunun içine. Ağacın dallarına inmeyelim, zamanımız yetmez.
+Benzetmelerin çok güzel ama ağacın dallarından çürümüş olanları kesmen lazım. Ve dallara tek tek bakmadan çürümüş olan dalları göremezsin.
-Zamanında öyle güzel meyveler veren dallarım var ki, kırıp atmaya kıyamam, kendileri düşmedikçe.
+Ya kadınlar?
-Kırbacımı evde unutmuşum. Ben… Ben onları seviyorum… Seviyorum ve nefret ediyorum! Anlıyor musun?
+Bu duygular çok zıt?
-Kadınlarda… Kadınlar ya da erkekler… İnsanlarla olan ilişkilerim terk edilme ve yalnızlık korkularım üstüne kurulu. Bu yüzden her şeyi bilme ve kontrol etme isteğim. Ve bu yüzden boğuyorum onları. Onların bana ne söylediği önemli değil. Önemli olan benim kafamda ki onlar adına sorduğum sorulara, kafamda bulduğum cevaplar.
+Ne zaman başladı bu? Hep mi vardı?
-O başlattı.
+O?
-O işte. Yılar önce. 16 yaşındaydım. Gittiğinde 18. Üç yılık rehine dönemi. Üçüncü yılın sonunda, 18 yaşında saçında beyazlar olan, günde iki pakete yakın sigara içen, alkolle olan dostluğunu hayat arkadaşlığı kıvamına getirmiş biri olmuştum. Ondan sonra her şey kötüydü. Her yerde, herkeste onu aradım. Sanki herkesten onun intikamını aldım. Unuttum dediğim her an karşımdaydı. Sonra değişmiştim. Herkesi kıran, onlarla anlaşamayan, bulduğu her fırsatta onlara laf sokmaya çalışan, sonra da “şaka şaka” deyip konuyu geçiştirmeye çalışan bir adam oldum.
+Altı sene olmuş nerdeyse… Hala mı?
-Şüphelerim ondan yadigâr. “Ya bu da yaparsa?” sorusu tüm kemiklerimin içinde.
+Herkes farklıdır. Herkes başkadır. Bunları kendine takıntı haline getirdiğini fark edecek kadar zeki olduğunu düşünüyorum.
-Biliyorum. Sonradan daha çok sevdiklerimde oldu. Zaten en son sevdiğin, hep en çok sevdiğinmiş gibi gelir.
+Bu söze inanıyor musun?
-Bir sonra ki seveceğim kadın için kendimi inandırmaya çalışıyorum.
+En son sevdiğini çok mu sevdin?
-Ben hep çok sevdim. Az önce de söylemiştim, terk edilme ve yalnızlık korkum onlara ölesiye bağlanmamı sağlıyor. İşte bu yüzden onlar istediği zaman değil, ben istediğim zaman gidebiliyorum.
+Bu geçen süreç –gitme, gidebilme - süreci senin için çok sancılı olmalı?
-Bu geçen süreçte onları daha iyi tanıyorum. Bana gerçekten onlardan uzaklaşmam için elle tutulur nedenler veriyorlar. Sadece biri öyle olmadı. O gitmemi hiç istememişti, ben koşa koşa kaçtım.
+Neden?
-Çok sevilmekte insanı boğuyormuş.
+Ama sende yapıyorsun?
-Hayatımda ki en büyük ikilem. El şakalarından nefret ederim ama yapmayı çok severim. Bunun gibi.
+Senden buraya gelmeden önce sevdiğin şarkıları, kitapları, kendi yazdığın yazıları istemiştim. Ve sana attığım mail de bazı sorular vardı. Bu sorulardan birine verdiğin cevap beni çok şaşırttı. Genelde insanların en sevdiği aşk şarkıları çok romantiktir. Oysa sen Megadeth-In My Darkest Hour demişsin.
-Hahaha! Seviyorum.
+Bu arada bunu sormam gerekiyor. Direkt soracağım. Hiç intihar etmeyi düşündün mü?
-Hayır. Hiçbir zaman.
+Gerçekten mi? Mesela 18 yaşında?
-Düşünmedim. Meraklıyım ama o kadar değil. Ölümü de bilmek isterim. Ama ölüm beni sarıp sarmalayacağı zamanı kendi biliyordur. Ayrıca nefes almak hala çok güzel. Ona koşmak anlamsız.
+Bugünün sonuna geliyoruz. İlk gününde kendini nasıl hissediyorsun?
-Boş. Hissizim zaten birkaç gündür. Hırsım var, kinim var ama kusmamam lazım.
+Farkındayım. Sakin olmaya çalışıyorsun ama her geçmişe döndüğünde gözlerini büyütüyorsun. Geçmiş raporlarına dayanarak bir süre ilaçla tedaviye devam edeceğiz. Hastane de yattığın 2 hafta boyunca morfin ile uyutulmuşsun. Ve raporunda kalın puntolarla “Sakinleştirici ve uyarıcılara karşı vücut direnci yüksek.” notu düşülmüş. Ben reçeteni yazarken, sende bu direncin nasıl oluştuğunu anlatmak ister misin?
-Ben…



+Başlangıç olarak normalde 10mg. veriyoruz ama sen 20mg. ile başlayacaksın. 2 hafta düzenli kullanacaksın bu ilacı. Cipralex. Yeni nesil diazem diyebiliriz bunun için. Alkolle kesinlikle kullanmak yasak.
-Gerçekliğin sınırlarını test etmek için yeni bir fırsat.
+Merakını yenmek zorundasın bu sefer.
-Tekrar ne zaman görüşüyoruz?
+2 hafta sonra.
-Abimin ödemeyi yapmış olması lazım.
+6 seansı peşin aldım.
-Bundan sonra ki seanslar sanki sizdenmiş gibi olacak o zaman.
+Hala espri yapıyorsun bak. Demek ki o kadar mutsuz değilsin.
-Şaka.
+Söylediklerimi unutma. Alkolle yasak.
-Bugün başlayabilir miyim?
+Tabii ki.
-Su alabilir miyim?
+Buyur.
-Ben ilacı içtim de, dün gece çok içmiştim.
+Yuttun mu?
-Evet.
+Bu da mı şaka?
-Hayır doktor. Merak. İyi günler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder