+Hoş geldin. Nasılsın bakalım?
-İyiyim. Daha iyi olmaya çalışıyorum.
+İlacını kullandın mı düzenli?
-Evet. Kullanmaya da devam ediyorum.
+Anlat bakalım. Ne yaptın iki hafta?
-Pek önemli bir şey olmadı. İş,güç.
+Çok güzel. Sıradan bir hayat yani?
-Eski sevgilimle görüştük, sanırım farklı olarak bunu söyleyebilirim.
+Hangisiyle?
-Sonuncu.
+Nasıl gitti?
-Üç kere görüştük iki haftada. Gayette iyi gitti. Onunla sevişmeyi özlemişim.
+O kadar mı?
-Daha ne olsun ki?
+Hiçbir şey konuşmadınız mı?
-Sıradan şeyler. Ona ve bana ait şeyler konuştuk. Tabi arada iğnelemeler, laf sokmalar oldu. Ama o kadarla da kaldı. Konuşmamalıyız zaten öyle konuları. Konuşursak kan kusarım. Bir başlarsam kendimi tutamam.
+Bu bir gün olacak. Tüm bu yoğunluğu kaldıramayacak, ona ya da bir başkasına patlayacaksın.
-Kaldırabilmek için buradayım.
+Ama bunlar, normal.
-Ben anormal olduğunu düşündüğüm için buradayım.
+Bunları yapabilmene sebep olacak şeyler olduğu için normal. O yüzden bir gün tutamayacak kendini ve kusacaksın. Birinize yazık olacak belki de?
-O gün gelsin istemiyorum.
+Alkole devam mı?
-Evet. O yüzden ilacımı hep sabahları içiyorum. Hemen hemen her akşam içiyorum.
+Ne kadar?
-Uyuyabilecek kadar.
+Yani?
-Bir şişe şarap, iki ya da üç şişe bira. Bazen daha fazla olabiliyor. Hafta sonları kesinlikle daha fazla oluyor.
+Bu aralar neden çok içtiğini biliyor musun?
-Kaçmak için.
+Aynen öyle. Eve gitmek istemiyorum diyordun. Alkol bir bahane, sen yaşantından ve kendinden uzak durmaya çalışıyorsun aslında.
-Sanırım içmek, her sabah yeniden doğabildiğim bir intihar biçimi benim için.
+İşe yarıyor mu?
-Hayır. Doğumdan öncesini hatırlıyorum çünkü.
+Öyleyse işe yaramıyor.
-İşe yarayıp yaramaması umurumda değil. İstediğim tek şey rahat bir uyku. Her şeyden ve herkesten uzak. Yarın ne olacak diye düşünmekten yoruldum, sıkıldım. İnsan kendinden nefret eder mi ya? 15 yaşında ergen çocuklarından ne farkım kaldı. Kendimi iyi hissedebilmek adına, sana 1 saatliğine 250 TL. ödüyorum. Neden? İyi değilim. Neyim var? Kendimi sorunlu hissediyorum? Belki de deliriyorum. Bunlara sebep? 24 yaşıma kadar evime o kadar çok boya yaptım ki lekeler gözükmesin diye, evimin odaları küçüldü.
+Bak, patlıyorsun.
-Ben böyle patlamam doktor. Daha gözlerimi açmadım. Gözbebeklerim kocaman olmadı. Suratımda benden nefret edebileceğin bir ifade yok. Patladığımda, anlarsın.
+Biraz sakin olur musun artık?
-Olamam. Gidiyorum, sadece bir tek kelime bekliyorum. Ama o bir tek kelime hariç her şeyi duyuyorum. Bu nasıl bir his biliyor musun?
+Daha önce ki seansımızda “bana söylenenlere inanmıyordum, sadece soruyordum.” diyordun?
-Yine de insanın duymak istediği şeyler oluyor.
+Anlamak istediğin gibi anla o zaman.
-Camı açıp bir sigara içebilir miyim?
+Burada yasak.
-Peki, öyleyse içebilirim.
+Hadi iç bakalım. Çok içiyor musun sigara?
-Bazen bir paketi geçiyorum günde.
+Çok zararlı. Hatta senin için daha da zararlı. Bilhassa son kontrollerinden sonra.
-Annem gibi konuşma lütfen.
+Son konumuza geri dönelim. Artık o konuda da bir karar vermelisin. Kararsızlık en kötü karardan bile daha kötüdür. Ne istiyorsun, biliyor musun?
-Elif’le ilgili konuşmak istemiyorum. Ama gerçek şu ki, ne istediğimi hiç düşünmedim. Sanki herkes bana bakıyor gibi ama sanki her şey normalmiş gibi de aynı zamanda. Sanki her şey o gittikten sonra olmuş gibi ama ondan önce de bunların hepsi varmış gibi.
+Eski hayatına dönmek istememenle, son dönemde ki hayatından memnunsuzluğunun mücadelesi bu. İki tane Gökberk… Bizim yapmamız gereken ise buradan üçüncü bir Gökberk çıkarmak. Bunu başarabilecek kadar hırslı ve akıllısın.
-Siz de beni akıllı sanıyorsunuz ya, işte ben şimdi daha çok deliriyorum.
+Bana bir cümleyle özetle. Konuşmak istemiyorsun, anlıyorum. Ama bir cümle istiyorum. Sana yardımcı olabilmek için, lütfen.
-Biz… Biz hiç hesap yapmasak da, yanlış sonuçlar buluyorduk. Belki şaşıracaksınız ama bu son hiç şaşılacak bir son değil aslında. Biliyorum. Bir gün gelecek, karşı karşıya geçeceğiz. Önce kavgalar edilecek, ağza alınmayacak sözler söylenecek ama sonra, sadece bir gün, belki aylar sonra, birbirimize bakıp, "Bir şey mi dedin?" diyecek birimiz. "Bir şey mi demeliydim?" diyecek diğerimiz, "Hayır ama bir şey diyebilirdin.", "Evet ama sen de diyebilirdin."dedikten sonra, susacağız.
+O gün hiç gelmeyebilir.
-Kelebekler doktor. Ölecekler. Ama uçarlar. Ne kadar çılgınca değil mi? Bende o günün gelmeyeceğini biliyorum. Ama bekliyorum. Ne kadar saçma ve çılgınca değil mi? Ayrıca bir cümle istemiştin, sana onlarca cümle kurdum. Bu kadar yeterli…
+İlk defa belki de, diyecek bir şey bulamadım.
-Yapacak bir şeyimiz yoktu. Bizde yakacak bir şeyler aradık, bulduk, yaktık. Tam iki yıl önce kendime demiştim. “Bu sıvıyla karışamazsın, dibe çökersin.” Ama hepimiz yaşıyoruz bunları birçok kez. Hep böyledir. Kötü şeylerin tam hatırlanmayan bir başlangıcı vardır ve güzel şeylerin unutulmayacak bir sonu. Unutulamayacak şeylerin de unutulduğu olur.
+Unutabilecek misin? İstiyor musun bunu?
-Bu kadar yeterli bence… Başka şeyler konuşalım.
+2004 yılına dönelim. O dönemden bir yazın var, bana verdiğin kâğıtların arasında. - Bu arada yarım yamalak olanları da bir ara toparlasan iyi olur. – “La Fille Sur Le Pont” yazıp onlarca cümle yazmışsın yazının kenarına. O filmi seviyorsun sanırım?
- “Oysa sadece bir Evet kelimesi yeterdi tüm dünyaların benim olması için…”
“Kaybetmeyi öğren, yoksa kazanmayı çok ciddiye alırsın...”
Ve en güzeli…
"Alışmaktan korktuğun için; dokunmaktan vazgeçtiğin insanlar vardır…"
+Benimde en sevdiğim repliklerden biri şudur, filmi hatırlayamadım gerçi de: “Birini kazanmaya çalışırken muhtemelen bir başkasını harcamış oluyorsun.”
-Hahaha… Harika. Hayat hep böyle değil mi zaten? Uu.. Saat yine akıp geçmiş. Sanırım işe yarıyor ha? Baksana sakin ve az konuşuyoruz. İlaçlarımı düzenli kullanıyorum. Sanki daha rahat gibiyim.
+Evet, iyiye gidiyor gibisin ama bu içine atıyor olmandan kaynaklanıyor. Sakin olmaya çalış ve eve gidince birkaç bardak kır. İlaçlarını da düzenli kullanmayı unutma. Aslında iyi gitmiyorsun. Hani derler ya fırtına yakın, deniz sakin.
-Sağ ol ya. İki dakika kendimi avutmak istemiştim.
+Avutmak mı? Gerçekler mi?
-Gerçek… Çok büyük bir uyuşturucu…
+Gitarını unutma.
-Onu unutmam. Müzik, melodiler…
+Melodiler… Bazen insanı çok yumuşatıyor değil mi?
- Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibi hissetmezsen!
+Bu sefer aramız tek hafta. Doğum gününe bir hafta kala görüşüyoruz.
-Bana ne alacaksınız?
+Sana yeni bir “sen” almayı düşünüyorum.
-İlaçlarla mı? Yeme beni.
+Akşam, bir kadeh Jack’e ne dersin? Benden.
-Kadeh mi?
+Sürekli soru mu soracaksın?
-Meraklıyım demiştim. Ararsınız. İyi günler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder