+Hoş geldin Koca Adam.
-Nasılsın?
+İyiyim, sen nasılsın?
-Bunu kim olarak soruyorsun?
+Psikiyatrisin.
-Daha iyiyim. Her geçen gün daha iyiye gidiyorum. Bunu sende görüyorsundur, öyle değil mi?
+Yol hiç bitmez Gökberk, sadece geride kalır bir kısmı. Senin iyileşme sürecinde böyle devam edecek. Her geçen gün daha iyi hissedeceksin ama bir yandan hep bir kötü olacak içinde.
-Sana ne anlatmam gerekiyor bilmiyorum. Sürekli beraberiz nerdeyse. Sanki artık anlatacağım bir şey yokmuş gibi hissediyorum. Hayatımın tamamen içindesin zaten.
+Bundan rahatsızlık mı duyuyorsun?
-Asla! Ama bazen sorular soruyorum yine. “Neden?”, “Ne alaka?” vb. gibi. Çünkü anlam veremiyorum. O kadar hızlı oluyor ki her şey.
+Belki de korkuyorsun.
-Belki de.
+Bitecek diye korktuğun güzel filmleri, yarıda bırakışından anlaşılıyor zaten. Ama biliyorsun, hayatında ben ya da bir başkası hangi sıfatla bulunursa bulunsun geçecek. Az önce de söylediğim gibi, belki bir kötü his kalacak ama yol bitmese de, sen yolunu her zaman kat etmeye devam edeceksin.
-…
+O zaman kafamızı biraz dağıtalım. Güzel bir doğum günü geçirdin bence. J
-Evet. Son dönemler de geçirdiğim en iyi doğum günlerindendi sanırım. Sayenizde gün aşırı pasta üfledim. Çok eğlendim.
+Denizle sahneye de çıktın.
-Haha. Evet. Nasıldım ama? Gerçi nakaratta biraz sıçtım ama olur o kadar.
+Merak ediyor musun hala?
-Neyi?
+8 Aralık’a geçtiğimiz gece seni arayan özel numarayı?
-Etmiyorum. Beni kimse özel numaradan aramaz ki. “Patavatsızın biridir” diyorum.
+Emin misin?
-Eminim. Eğer bunu psikiyatristim olarak soruyorsan, değildi tabii ki. Aramayacağını zaten biliyordum. Arasaydı çok şaşırırdım. Kaldı ki açar mıydım, açmaz mıydım onu da bilmiyorum. Yok, bunu Zeynep olarak soruyorsan, kim olduğu neyi değiştirir ki? Önemli olan, o anda yanımda kimin olduğu değil mi? Sen vardın, Hande, Duygu, Deniz ve birkaç kişi daha. Ben zaten kalabalıklardan hoşlanmam. Hande ile Duygu “Doğum gününde nasıl bir şey istiyorsun Mc?” dediklerinde, ben zaten ne istediğimi söylemiştim. “Ben kimseye git ya da kal demedim. Hayatımda bundan sonra yanımda olacaklar olsun, yeter. Hediye, pasta falan istemiyorum. Ama alırsanız da hayır demem tabii.”
+Hande ve Duygu ile olan ilişkine gelelim mi biraz?
-Tabii ki.
+Dinliyorum.
-Ne anlatacağımı bilemedim. Ama bu da çok hızlı oldu. Bir anda yan yana bulduk kendimizi. Ortada ben, sağımda Hande, solumda Duygu. Ama sırt, sırta veren insanlar. Onları gerçekten seviyorum. Bir de Mary imiz var tabi. Geceleri Hande’yle, sabaha karşı da yanıma gelip, benimle uyuyor. Aslında uyumuyor, uyutmuyor.
+Beni şaşırttın.
-Neden?
+Güvenebiliyorsun.
-Onlarla dağa tırmansam, beni o dağın tepesinde yalnız bırakacaklarını bilsem…
+Yine de tırmanır mıydın?
-Tırmanırdım!
+Yalnızlık ve terk edilme korkundan dolayı olabilir mi bu?
-Ben hiç yalnız uyumadım. Kimse yoksa hayaletleri vardı. Acı verende onlardı. Hani benim bir cümlemi çok sevmiştin: “Dokunamazsın hayaletlere.” Onlar, hayatımda kimsenin olmadığı kadar gerçek. Benden bile daha gerçekler. En başından beri onları dinleseydim, belki şu an burada bu konuşmayı yapmıyor olabilirdim. Gerçi pişman değilim, seni tanıdım. Ama bana “keşke” dedirtecek kadar gerçekler ve hayatımdalar.
+Peki sen…
-Bir dakika. Bir dakika! Aslında kafamda ki dağınıklığın sebebini sana açıklayabilirim. Doğru cümleleri buldum sanırım. Her şeyi biliyorsun hakkımda. Beni belki de benim tanıdığımdan daha iyi tanıyorsun. Seninle konuşmaya başladığımızda işlerin bu noktaya geleceğini hiçbir zaman düşünmemiştim. Aklıma bile gelmezdi. Bu yüzden hiç düşünmeden sana anlattım her şeyi. Ve sen artık benim canımı nasıl yakabileceğini çok iyi biliyorsun.
+Ama seni nasıl mutlu edebileceğimi de çok iyi biliyorum. Senin bakış açın bu. Karanlık ve kötü.
-Kadınlar beni asla yanıltmadı. Sana güvenmem için tek bir sebep?
+Sen, neden sevdiğini bilmeyecek ve düşünmeyecek kadar çok sevmiştin; şimdi neden güveneceğini mi sorguluyorsun?
-Sorularıma soruyla cevap vermezsen daha sağlıklı bir iletişim kurabiliriz.
+Seanstayız Gökberk. Ve burada doktor benim.
-Bende bunu diyorum işte. Kaç tane daha ben yaratabiliriz? Şimdi hasta Gökberk, Koca Adam Gökberk. Sırada ne var? Sevgili? Eski hasta? Erkek? Sıkıcı anlıyor musun? Her giydiğim kıyafetle ayrı bir ben olmak çok sıkıcı.
+Kabul edelim, böyle olmayı seviyorsun.
-Hastalıklı bir ergen gibi görünmeyi mi?
+İlgi duyulmayı, hissetmeyi... Sevilmeyi. Düşünülmeyi.
-Bunu herkes sever. Sen sevmiyor musun?
+Senin kadar değil.
-Yani bilmiyorum, “Yine de sen daha iyi bilirsin.” tabii.
+Hahahaha J O kadar çabuk pes ediyorsun ki senin için çabalayamıyorum.
-Sıkıcı.
+Sarhoşluktan olabilir mi?
-?
+Yaklaşık bir haftadır belki on gündür sürekli içki içiyorsun. Gündüz ilacını içiyorsun, geceleri içki içiyorsun. Ayık olduğun bir saat bile yok nerdeyse. Bu da seni hissiz yapıyor. “Bu gün de geçti, yarını yarın düşünürüz.” diyorsun.
-Ayıkken sarhoşmuşum gibi.
+Öyle olmak istiyormuşsun gibi.
-O değil de, Uykumda yürür müsün?
+Anlamadım.
-Aklımdan ne geçiyor bilmiyorum ama zaman geçmiyor.
+Anlayamıyorum?
-Biri bana unutmam gerekenleri artık kendime hatırlatmamam gerektiğini söylemeli. Adım ne demiştim? Demedim mi? Merhaba. Bir şey söyle. Sus.
+Gökberk iyi misin?
-Sırada ki parça hiç tamamlayamadığım yapboz için gelsin… dörtXdört – Bazen
+Tamam artık. Zaten hastasın. Bugün daha fazla uzatmayalım. Gel bakalım ateşin düşmüş mü? Hala biraz var.
-E yuh.
+Hem canın kıymetli. Cumartesi akşamı yataktan kalkamıyordun nerdeyse. Hem de içmekten sızdın. Hastayken de hiç çekilmiyorsun kusura bakma. J
-Teşekkür ederim.
+Bir süre alkol yok. En azından iyileşene kadar. Sabahları da sürekli öksürerek uyanıyorsun. T-shirtle gezmekte yok. Tamam mı?
-Tamam.
+Öyleyse bugünlük bu kadar.
-Eve gidiyorum.
+Akşam haberleşiriz.
-Ben ararım seni.
+Sana ne oluyor?
-Aşık oluyorum. İyi günler.
Ps: dört X dört - Bazen eşliğinde...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder