23 Ocak 2012 Pazartesi

"E" is for loving almost everything that you do


"E" is for even if you want me to


Karanlık gecede mehtap gözlerimizi kamaştırıyordu. Ağaçtan ağaca ötüşen kuşların seslerini duyduk. Tozlu  “Toprak” boyunca sürünerek ilerliyorduk. bir çift yalnızdık. "Hiç, önemli değil." dedik, hiçlik önemliydi aslında, yine de önemsemedik. Devam ettik. Uzun yıllar önce leoparlar tapınağa saldırıp kutsanmış şarapları içiyorlarmış. Bu sürekli yinelenince, sonunda önceden kestirilebilir bir nitelik kazanıp, ayinin bir parçası haline gelmiş. İşte böyleydik. Zorunlu kabullenmelerin, istem dışı söylenen “evet”lerin kurbanıydık. Zaten düşünmeyi hiç düşünmemiştik. Düşündüğümüzde çuvallıyorduk. Gerçi bir omuz ikimize de yeterdi ama olsun, öyle olmasın istedik.

Yaptığım en kötü aldatma hikayem şundan ibaretti. Yaklaşık bir buçuk ay önce bir arkadaşımla otururken:

-Üzülme Gökberk, her şey düzelecek.
+Her şey düzgün zaten.

diyalogu ile insanoğlunun en sevdiği ama zorlandığı şeyi başarabilmiştim. Kendini kandırmayı. Zaten hayat bir yerde mücadeleyi çoktan kazanmıştı. Bir kitapta okumuştum. Almanca da “sein” kelimesi iki anlama gelirmiş; “varolmak.” ve “onun olmak.”. Buna yorum yapanın alnına çakarım.

Çok uzatmadan size iki buçuk yıllık aşk hayatımı anlatmak istiyorum:

“Of dedi fare. Dünya da günden güne daralıyor. İlkin bir genişti ki, korktum, koştum ileri, uzakta sağlı sollu duvarları görür görmez dünyalar benim oldu. Ama bu uzun duvarlar da öyle çabuk birbirlerine doğru ilerliyor ki, en son odadayım işte; orada, köşede de kapan duruyor, gide gide kısılacağım kapana.” derken kedinin sesini duydu fare;

Kedi: “Öyleyse sen de yönünü değiştir.”

dedi ve fareyi kedi yedi.



Hadi eyvallah.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder