Kendinizi aşabilmeniz, ‘hayat bu kadar değil’ demekle
olanaklı. ‘Peki ne kadar’ dediğiniz zaman serüvene girmeniz gerekir. Yani artık
keşfedilmemiş ülkelere, yelken açılmamış denizlere gideceksiniz. Ama orada
büyük fırtınalar, büyük canavarlar karşınıza çıkabilir ve yok olabilirsiniz.
İşte insan kendini güvence altına almaya çalıştığı anda
hesap yapıp, kendi kendini tüketmeye başlıyor. Bunu ikili insan ilişkilerinde
de görüyorsunuz. Dostlukların ve aşkın yaşanamamasının ardında da böyle küçük
hesaplar yatıyor.
-
Yoldan çıkmışlar, çıktıkları için çoktan
varmışlar’ diyorsunuz. Yola çıkmak için günlerce hazırlanamayanlara, ya yoldan
çıkarsam korkusuyla yolculuk yapamayanlara ne diyeceksiniz?-
Yalnız kaldığım zaman, genellikle gece ikiyle dört arasında
mutlu olurum. Televizyonu açarım ama seyretmem. Sesini dinlerim, duvarlara
bakıp öyle düşünürüm, belki yazasım gelir bir şeyler karalarım. Uykum gelince,
‘bu dünya düzelmez arkadaş’ deyip yatarım. ‘Bugün de kurtaramadık dünyayı ne
yapalım’ derim!
Örneğin Nietzsche, hayatı boyunca bunu anlattı. Ama
Nietzsche’yi okuyup karamsar olan adamlar var, onlara sopayla girişmek
istiyorum bazen. Adam demiş ki, ben bir enerji kaynağıyım. Benim insan gibi
insan olabilmem, içimdekilerin olabildiğince bastırılmadan ortaya
çıkabilmesidir. Oysa yaşam buna izin vermiyor, birbirimizi maskelemek zorunda
kalıyoruz. Gerçi Freud medeniyetin temelinin bu olduğunu söylemiş.
Biz de içimizdeki hayvanlığı bastıracağız diye, içimizdeki
insanlığı da bastırmışız. Hâlâ içimizdeki erotik enerjiyle ilişkimizde sakatlık
var. Erotik yanımız ortaya çıktıktan sonra ayıp bir şey yaptığımızı
düşünüyoruz. Onun için vatan millet sakarya, ilim aşkı, sanki hiç eros yokmuş
gibi davranıyoruz, dava adamı kalıbına sığınıyoruz.
İşte bütün bu kalıpların dışında felsefe; çözüm arayanların
değil, soru soranların yeridir, şeytanla muhabbettir. Ne zaman ki şeytan sizi
alt eder, o zaman insan olduğunuzu anlarsınız.
Sevmenin büyük bir bilgelik gerektirdiğini düşünüyorum.
Herkesin birbirinden kolayca nefret ettiği, tiksindiği bir dünya düşünün. Bunu
bireyler arasındaki ikili ilişkilerden tutun da, uluslararası ilişkilerdeki
‘ben seni yerim, sen beni yersin’ gibi Hobbesçu bir dünya düzenini içinde
düşünün. Sevmenin anlamı büyük ölçüde kaybolmuş…
Elbette bu dünyada bilge insanlar var ama bilge toplumlar,
kültürler yok. Oysa bilge kültür ve toplumlara ihtiyacımız var. Maalesef
toplumlararası ilişkiler çok acımasızca, çok hesabi ve insana yakışmayacak
düzeyde birbirinin kuyusunu kazma ve birbirini bir tehdit olarak görme
doğrultusunda yürütülüyor.
Seviyorsak, yaşam enerjisini almada bir ayrıcalığımız var
demektir. Bu ayrıcalığımızı hayata yeniden ödemek zorundayızdır. Seviyorum,
demek ki borçluyum. Demek ki, bana bu sevgiyi olanaklı kılan hayata vermem
gerekenler var. Yılmadan. Korkmadan. Yan çizmeden. Kaçmadan.
Aşkta benim teorim şu; aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir
ama aynı zamanda kazanılması, edinilmesi gereken de bir şeydir. Emek ister.
Hormonu iyi salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir ama aşk
ayrı bir şey. Bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. Hıyarların, hamhalat
heriflerin işi değildir.
Diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş düşüyor ve
aşık oluyorum. Yok öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi? Ateş düştükten
sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz. Ateş düştükten sonra
o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen diyorsan, orada aşk yoktur.
Ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı, yaşadığımız kültürü anlamaya ve
dönüştürmeye çalışıyorsak, işte aşk odur. Bize insan olduğumuzu hatırlatır ve
büyük bir sorumluluk yükler.
Aşık olduğum zaman aklıma şu gelmeli; aşığım, demek ki
yapacak çok iş var. Yani sevgilimle pastanede buluşacağım veya bir arkadaşın
evine gidip yiyişeceğiz… Bu da yapılmalı tabi de, yalnız bunu yapıyorsanız aşk
falan yoktur. Yani burada, arkadaşın evine gittik, yiyiştik. Aşka giriş bile
yok, burada yiyiş var. Yani aşk, o yemekten aldığımız enerjiyle bir yere bir
ağaç dikebiliyorsak, bir insana yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar
okuyabiliyorsak ancak o zaman gereğini yerine getirdiğimiz şeydir.
Aşk eşittir sevgili değil! İki kişilik de değil, çok
kişiliktir aşk. Bütün dünyayı düşman belleyip, Leyla’yı sevmek değildir.
Leyla’da bütün insanlığı sevmektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder